Thursday, December 4, 2008

lorem ipsum - fatal gazi büyüsü

"Lo remin su dolar sitem et, konseyde dur adi pis king eli, sevda reis mor tempo dinciydi dün tut habire et dönere magma ali kuğu tut, benim adminim ve nizam ki losttur, ek serzeniş ulan copla polis bi süt al, içip eve comodor konsol at."

=)


by delithekid


alıntı

deli... hmmm... zordur deli olmak. yerinde olunmaz, olunmak da istenmez. bilinmelidir ki her şeyin farkında olmaktır insanı deliliğe sürükleyen. gülhane parkı'nda olmak daha güzeldir oysa. canı acır delinin, çok acır. dindirmek istese de başaramaz bir türlü. ölmeyi başaramadığı gibi. ve yaşamayı. katlanılır mı hiç? artık kanayan bir mendil nasıl katlanırsa. kolay değildir deli olmak, her delinin harcı değildir. beynindeki yangını söndürmeye çalışır içerek, ne kadar sağlıklı yaşamak istese de. olmaz. olsa ya. olamaz. bıraktıklarına yeniden başlar. uyumaz, sızar. uyanamaz bu dünyaya. indir, cindir, incinir. kimseyi incitmeyeyim derken kendini kırıp parçalar. ve camdan kalp asla yapıştırılamaz. yapış yapış tükürülen aşk nedir, çiğnenmeden yutulan umut kimdir, merak eder. hep "her şey çok güzel olacak" der durur da durduğu yerde durmaz. 1500 cigabayt hafızası vardır, oysa unutmak hatırlamaktan daha iyidir. ama anlamak çözmeye yetmez. çünkü yüreğin belleği vardır. yüreğini sevsinler, bayram falan bilmez. kurbanları sevmez. deliye her gün bayram falan değildir. bazen kendini iyi hissetse de "zamana kafam girsin" düşmez dilinden, büyüdükçe küçüldüğünü bilir. çocukluk yücedir, özler parlak yıldızları. büyüyünce bozulur büyü ve güvenilmez kimseye. kendine bile. ve güvenin olmadığı yer, en yakın sokaktır cehenneme. denir ki, cehennemin bir adım ötesi cennet, cennetin bir adım ötesi cehennemdir. ve götü boklu bir elma uğruna cennetten kovulmuştur bir kere. herkes gibi. oysa kızmaz yılana. kıyamaz kimseye. herkesi sevmek istese de derinlerinde bir yerde inanılmaz bir öfke gömülüdür. bir türlü çıkaramaz, kendine yansıtır. kırar kendini, yaralar, yaralar da sürünür, ölmez. ölemez. ölümsüz müdür, nedir. bilinmez. deli gibi yoktur, sözün gelişidir. geliş gidiş kapalıdır, dönüş ötededir. deli, vardır. hep oradadır, bulaşılmaz. kim bilir, bulaşıcıdır. ki uzaklar çağırsa da yaşam başka yerdedir. kulakları küpeli değildir, kuyuya taş falan da atmaz. manyak değildir. keçileri kaçıranlar için tekrarı yoktur. var yoktur, yok vardır, yok yoktur, bok vardır. varla yok arasında, kendini deler geçer. bu yazdıklarını okur da güler geçer. ah, değil mi ama: her şey geçer, hiçbir şey geçmese de. her şey için hep çok geç olsa da bu gece yine erkencidir, biraları kendindendir. deli midir, ne midir. herkesin tuttuğu kendinedir. iyidir, iyidir.

delithekid

30.11.2008

Saturday, November 29, 2008

bazen






















bazen,

gece parlaklığındaki netlik olurum - vizöründen bakılan her ne ise.
bazen,
netsizlik olurum kararırım bi anda, soluklaşırım donuklaşırım - görünmezliklere neden olurum.
bazen,
yorgan olurum soğuk rüzgarlar korkuttuğunda altına saklanacak.
bazen,
uçurtma olurum saç uçlarında bir çocuğun- rüzgarla savrulurum kaçmadan.
bazen,
yol olurum, yordam olurum-elbet götürürüm bir yere.
bazen,
kısa bir görüntü olurum akarım giderim el üstünde, tutamazsınız çabuk silikleşir yüzüm.
bazen,
tuttulan bir eldeki sıcaklık olurum, yarım kalışları tamamlayan.
bazen,
siz olurum, sen olurum.























bazen,
dudak kenarlarındaki gülümseme çizgisi olurum.
bazen,
sinirli ağızlardan fışkıran tükürüklerde sörf yaparım
bazen,
coşkun duygulara tercüman olurum- konuşurum.
bazen,
süt liman duygulara demir atarım-dalgalanırlar mı diye beklerim.
bazen,
beklerim yalnızlıklarımı rakı soframdaki muhabbetime katılsınlar diye.

bazen,
herkes olurum- özlenirim.
bazen,
kendim olamam - kaybolurum...


Friday, October 31, 2008

ups!

kıçımıza ilk şamarı yedikten sonra aldığımız ilk nefesin ardından, sanki o acının özrüymüş gibi hop hoplanmıştık kucaklarda.
hüviyetim ben altıma pislerken çıkmış, hüviyetim hürriyetim olamamış, kimse beklememiş ne olmak istediğimi...
***
rahim ağzı yolculuğu, yine rahmi andıran binalarda devam eder...
sunaklara doğru ilerlerken koca koca binaların insanları, totemizim şehre indi der aykırı bir beyin.
***
medeniyet dediğin canavar, protez taktırmış tüm porselenliğiyle gülümser metropolüne doğan güneş parlaklığında. Alt geçitlerin üst-leri kıskandıran ıslak rutubetini içine çeken burunlar gezer yollarda ve üst geçitlerin ahtapot kollarının güvenine kanmış insanları görür otobüs camlarından bakan bir yığın göz.
gözetlemeler diyarındaki gözden yaratıklar=)
- ay şekerim bak bak gördün mü? göz göz olmuş uuuuu! üzerinde göz var naaaah bu kadar kocamaaan!!
-tüüü demeee, gözü çıksın!
=)


life gave me life and helped me to see...

Monday, October 27, 2008

ill bring the light


please don't flow so fast
you little mountain hum
i'll take a bottle down to you

please don't flow this fast
you hold a little hum
i'll borrow sounds of me for you

please don't flow so fast
you little mountain din
i'll borrow piano sounds from you

please don't flow so fast
you little mountain noise
i'll close my eyes and bite your tongue

múm

Saturday, October 4, 2008

for a song... which takes me away=)

about as subtle as an earthquake i know,
my mistakes were made for you
and in the backroom of a bad dream she came
and whisked me away enthused
and it's as solid as a rock rolling down a hill,
the fact is that it probably will hit something
on the hazardous terrain
and we're just following the flock around
and in-between,
before we're smashed to smithereens
like they were
then we scramble from the blame
and it, the fame that put words in her mouth,
she couldn't help but spit them out,
innocence and arrogance entwined,
in the filthiest of minds.
she was bitten on her birthday and now,
a face in the crowd she's not
and i suspect that now forever the shape she
came to escape is forgot.
and it's a lot to ask her not to sting and give
her less than everything,
around your crooked conscience she will wind.


Monday, September 22, 2008

pes

pes ediyor sanırım aklım kovalamaktan.
kovalanmak istiyor belki de.
yorgun hücrelerim çığlık atıyor...
duruyorum.

Friday, August 29, 2008

life is a puzzle game that it completes missing parts. ıt can do that.... so... can you?

Vol.2



it rotates in a huge axis

so slowly....
...slowly... slowly...slowly...slowly... slowly...slowly...slowly...slowly...slowly...slowly...slowly...slowly...slowly...slowly...slowly...slowly...slowly...slowly...slowly...slowly...slowly...slowly...

Friday, August 22, 2008



Ama amuda kalkarak alırsan :D

Wednesday, August 20, 2008

Ay'ı kim tuttu naaaan?

bu fotoğrafı çektiğim gün ay tutulması vardı sahnelerde. öyle yavaş, öyle sessizdi ki çıt çıkarmaya korkar vaziyette izliyorduk gözbebeklerim ve ben. Ayın önüne ne geçiyor abicim bu saatte de nasıl tutuluyor birine, kime tutuluyor ayrıca hain uydu diye hayıflarnırken...beynimden bir sinyal geliverdi aniden... hoop abi kendine gel. evet evet Ay Dünya'nın gölgesinde kalıyor ve tutulma oluyor işte. yine sahnelerde Dünya, geri planda gölge altında Ay...
Hiç de adil değil abicim, sürekli yardımcı rollerde sahneye çıkmak.
ya da dur bir dakika ??
iyi de adı zaten ay tutulması bu olayın.
Dünya'nın adı bile yok cümlenin başında kıçında. kim soktu nan bu fikrimi aklıma? çıkarın hemen!!:)
gereksiz anekdotlar serisi.....

Sunday, August 17, 2008

d.i.y.a.g.o.n.a.l


Diyagonal çizgilerde buluşmaya çalıştı iki çift göz. sonra
kesişim kümesinin içi boş çıkınca, dolduracak birşeyler bulmak için yine ayrı noktalara baktılar. falan filan.

Wednesday, August 13, 2008

tarih yazmak...



Sabahın kör bir saatinde, daha gözlerim açılmamış yolda yürürken...sağ tarafımdan bir görüntü aktı... sonra vay be dedim, tarih yazmış birileri, birileri de bu tarihin üzerine oturmuş=)heyt be

i was not alone


uzanmışım teknenin sırtına. sırtım sırtına değmiş, aramızda bir bağ kurulmuş akşam biteceğini bile bile. güneş öyle yakmış ki... rüzgar halime acımış olsa gerek arada kulağıma üflemiş serin serin. ya da güneşle işbirliği yapmış hınzır, cayır cayır yandığımı hissetmeyeyim diye. sağ tarafı izlemişim hep çünkü soldan güneş vurmuş gözüme, gördüğüm tek şey beyazlık olmuş... dönüş yoluna doğru güneş benden alacağı tüm sıvıyı çekip tatmin olduktan sonra arkasını dönmüş. yatmışım tuzdan kaskatı kesilmiş havlumun üzerine, sırtım yanmaktaymış fena halde. saatlerdir izleyemediğim gökyüzünün tadını çıkarmışım, bir de arkadaşım varmış benimle aynı yöne bakan:) yalnız değilmişim.

bazen



bazen diller dolanır, boğazlar düğümlenir...


-riyakarsınız biraz sanırım hanımefendi, efendimin hanımı. insan bir markayı diğerinin içinde taşır mı hiç!! bu ne cürret?

-- pişti olmuşlar, pişmişler birlikte, elden ne gelir şekerim...rahat bırakalım ikisini hadi geliniz lütfen kapı şu tarafta.

i let you see


göz benim gözüm istersem bakarım, istersem kapatırım, istersem gösteririm dünyayı ona, istersem dünyaya onu gösteririm. istersem kırparım kendisini peşpeşe eğlenirim.

gözümün kahyası mısınız kuzum?

hey soldier boy!

t: pardon beyefendi, biraz kenara kayabilir misiniz?

p: buyrun bana mı seslendiniz?

t: evet evet size, sıkıştım da ekranın köşesinde, o sebebten yani.

p: tamam denerim. ıııııııh ııııııh

t: olmadı yapamadınız sanırım.

p: evet pek bir zor kımıldamak.

t: bir yerinizde kırık oabilir mi?

t: sanırım yatalak olmuşsunuz.

p: ama ikimiz de yatalak değil miyiz zaten?

t: bir deneme daha... ikimiz de kımıldamaya çalışırsak belki ekranı itebiliriz.

t: biiiir, ikiiiii, üüüüç

t //p: ııııııııııııııııııııııııggggggggghhhhh

t//p: laaaaaaayn biri fotoğrafımızı çekmiş sanırım. çıkarın biziiiiiiiiiii >=<>

damn!!

-


Friday, August 8, 2008

i will process your heart

aşk, etkilenme, etkileşme nedir abicim? bir kadına, bir adama baktığın ilk an mıdır, yoksa ikincisinde devam eden bir süreç midir? yıldırım aşkı denen garip şey birinden etkilenme değildir elbette, sadece gözlerde yaşanan bir katarsizden öteye geçemez. bir gözün beğenisine hitap eden bir görünüş... ekilenen duygular.....geçici olmadığını sabah onu ruhunun derinliklerinde hissettiğinde yaşarsın--- göğsüne başını koyduğunda eğer kendine bir liman bulmuş gibiysen--- iş biraz daha farklı bir yola girmiş demektir. time with ......hadi kaçma kendine sormaktan, do you need spend some time with....? dont worry, there is time.
------------------
how i wish you could see the potential,the potential of you and me.it's like a book elegantly bound,but in a language you can't read just yet.you gotta spend some time love.you gotta spend some time with me.and i know that you'll find love.i will possess your heart.there are days when outside your window,i see my reflection as i slowly pass.and i long for this mirrored perspectivewhen we'll be lovers, lovers at last.you gotta spend some time love.you gotta spend some time with me.and i know that you'll find love.i will possess your heart.i will possess your heart.i will possess your heart.you reject my advances and desperate pleas.i won't let you let me down so easily.so easily...you gotta spend some time love.you gotta spend some time with me.and i know that you'll find love.i will possess your heart.i will possess your heart.i will possess your heart.

Wednesday, August 6, 2008

im not here


that there, that's not me i go where / i please / i walk through walls /i float down the liffey
i'm not here / this isn't happening / i'm not here, i'm not here
in a little while / i'll be gone / the moment's already passed /yeah, it's gone
i'm not here / this isn't happening / i'm not here, i'm not here
strobe lights and blown speakers / fireworks and hurricanes
i'm not here / this isn't happening / i'm not here, i'm not here....

Wednesday, July 23, 2008

Alper'ime...

Uzaktaki çocuk....
özledim seni, kardeşim gibi, dostum gibi...
en kıymetlim gibi...
//öz kardeşim kıskansa yeridir hani:)
cabuk gelmesen de rüyalarımda bekliyorum sanırım.
sorun değil aynı fizikseli paylaşmak, sanal ortamlarda da saf duygular barındırabilir insanoğlu // eğer bilirse hissetmeyi...
beynim gün sonu raporu veriyor, günün sonu gelmiyor..
bir gün tüm soru işaretlerinin kıçına tekmeyi bastığında yanında olacak bu kız...
ortalıkta ol evlat:)

Tuesday, July 22, 2008

Sunday, July 20, 2008

ciya this day or another...

What if you slept
And what if
In your sleep
You dreamed
And what if
In your dream
You went to heaven
And there plucked a strange and beautiful flower
And what if
When you awoke
You had that flower in you hand
Ah, what then?

S.T. Coleridge

what the fuck is this?









Ah ulan!
Bira şişesinde balık olsam:)

Wednesday, July 16, 2008

uyudum

Elimde kalemim...
insanlar çizdim, yollar çizdim....
silüetimin kenar çizgilerinden geçtim tekrar tekrar yagmurda akmasın diye.
silgim düşmüş silemedim istemediklerimi. parmagıma tükürdüm işe yarar diye, bombok oldu.
çizgilerin üzerini karaladım yeni bir evren doğurdum kağıda...
kalemimkağıda battı.
//sonra sıkıldım ışıkları kapattım, battaniyemin altından kendi dünyama açıldım...
görmeden yazdım boşluğa. bunlar çıktı elimden.
uyudum sonra gecem çökünce göz kapaklarımın perdesine.
uyudum uyanmak istemeden...

Friday, July 4, 2008

rutinin dayanıl-maz hafifliği

Her heyecan, sonunu bir rutin sıkılışa bırakmaya mahkum olduğunu bilir aslında.
yenilik güzeldir, değişiklik tatlıdır evet ama sonunda rutine bağlandı mı herşey hiç durmadan kaçmak lazım. yapabiliyor muyum?....
birazı için evet birazı için hayır.
kimseyi kandırmayalım.

yeni hayatlar, yeni insanlar, yeni yerler, yeni kokular, renkler belki de masada duran yeni bir fincan, yeni bir diş fırçası...
herşeyin yenisi kendine has bir haz verirken giderek bir yorgunluğun kollarına bırakır kendini...
-abi işimi değiştiremeye karar verdim buranın havası bozuldu.
--değiştir abi be yenilik iyidir, kendine gelirsin.
ama en sonunda o yeni de eskir, diğeri de eskir, bir diğeri de.
her mekanik oluşum bir gün bozulacaktır.
her yeni başlangıç yerini rutini yaşamanın dayanılmaz lüksüne bırakır.
evet rutin lükstür, çünkü alışmışlık, hakimiyet vardır özünde.

insanın organlarının patlayacak gibi olması,
bu lüks rutinin dayanılmaz hafifliğinin, dayanılmaz bir yüke dönüştüğü zamana denk gelir.
değişiklik güzeldir, her yenisini kovalarken yaşlandığını bile farketmez insan.
her güzel yeni de yaşlanmaya mecburdur en sonunda.
// ama yine de güzeldir.

Tuesday, June 24, 2008

Delilik

Delilik duvarında tek ayak üstünde yürürken, yere düşüp boynunu kırmak. Evet evet, aynen bu his. Duvarın bir tarafı deliliğe giden yol, diğer tarafını merak etmiyorum bile. Hem banane ki zaten düşüp kırmışken boynu bir kere.
Hareketsiz yatıp da üzerine binen eklembacakların hışırtısını,çıtırtısını duymak. Garip ama hafif bir gıdıklanma hissiyle gülerdim ben sanırım içimden. İçimden gülmem utangaçlığımdan değil ki. Az önce boynumuzu kırdık ya kuzum...
Hareketsiz kalmak eğlenceli bir oyuna dönüşebilir bir süre sonra. Kimse gelmeden biraz daha kendi kendimeliğimi yaşayayım derken insan, hemen uzakta biri beliriverir... Sanssızlık bu ya o beliren beden, aklınca yardım etmek için hemen sırtlanıveririr yerde yatanı. Ne istediğini sormadan ona... belki de birini kurtarma dürtüsü insani bir duygu değil de içgüdüdür sadece?
Aciz birini kurtarmış olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşarken rahatça uyuyabilir tüm gece. Duvarından koparıldığında aslında yaşamdan da kopan o zavallıyı kurtardığını zanneder. Delilik duvarının tepesinden ufkunu göremedikten sonra nasıl devam eder ki soluk alıp vermeye hayal dünyasında insan?
Ne olur sonra?
Ah ulan!! Keşke hiç uyandırmasa kimse şu koltukta iki büklüm sızdığımda boynum kırılacak gibi olsa da- diye düşünür insan. Öylece uyusam minderlerin arasında kaybolup, sabaha kadar açık kalan televizyonun karşısında- der uyandırıldığında.
Hımmm ne koktu öyle güzel güzel, hazır uyanmışken birşeyler yiyeyim bari- der yine insani ihtiyaçlarına geri dönerken... tüm bunları derken en başında birinci tekil şahıs başlayıp, nasıl da kendine yabancılaştığını farkeder sonra, ah ulan der ve yemeğine devam eder...

Saturday, June 7, 2008

bak yüzüme, gökyüzümde kar var...
son fırtınam bu buz gibi kaplıyor....içimi....erimiyor.
son yaprağım düşüyor... yerlerime...toprağım eriyor, üzerime bulaşıyor...
sularım coşuyor, gözlerimden taşıyor sel oluyor.
kendi selimde boğuluyor ellerim... ellerim buz kesiyor
yeryüzüm çatlıyor, sellerim yetmiyor ıslatmaya...
kışım bitiyor, fırtınam diniyor.
baharım geliyor saçlarıma... gözlerim yeşeriyor, çiçeklerim açıyor parmak uçlarımda...
dudağımın kenarına tuzlu suyunu değdirerek geliyor yaz'ım...
günlerim geliyor, günlerim gidiyor...
gel-git/ gelme-gitme / çek git!!
dur
duraksa, aksa biraz
son seferim bitmiyor, bekle biraz...
saniyeler üzerimden akmıyor...bekle biraz, biraz bekle, biraz, belki-kim bilir, kimdir, kimse, kimsen, kimim..

Sunday, May 4, 2008

axis

i heard colors

Gözlerini kapatıp yazdı bir şeyler. Karalamaca, karalanmaca…

Başını kaldırıp da görmediği yerlere baktı bugün, ne farklıymış yürüdüğü rutin yollar.

Hep düşmemek için önüne bakarken insan devekuşundan farksızlaşıyormuş.

Bulutlar ve güneş evlerin çatılarını öperken yüzünde bir gülümseme doğdu… yüzü gülümsemeye doydu… Şehir ona gülümsedi o şehre…

Saturday, April 12, 2008

gereksinimli şeyler

öylesine içinDen gelen herşeyi yazmak. kelime hatalarına da bakmadan bişeyler yazmak. delete tuşuna basmamak hiç. saçma sapan belkibeyninden geçenleri takip edemezken parmakların klavye Üzerindeki valsini seyreylemek. kulakta yankılanan müZiğin tadına vamak, hissEtmek tek başınaLığı. Kulaklığın kısa kordonuyla boğuşmak,arada sırada küfreTmek içinden.Küfürlerle katarsiz yaşaManın mutluluğuna varmak, tüm boşalımların içini boşaltmak. En güzel çizgilerin üzerine çentik atmak ya da silmek tamamını. Silik çizgiler arasınDa sek sEk oynamak, mızıkçılık yapmak.Tüm bu aNlamsızlıklar silsilesinden bir çırpıda uzaklaşmak, atlamak bir otobüse sahile inmek, çay içmek..... gerek.... evet evet bunları yapmak gerek, hiçbirşeyi düzeltmeye kalkışmadan.

öylesine


Saturday, January 5, 2008

Friday, January 4, 2008

bashlar