Tuesday, June 24, 2008

Delilik

Delilik duvarında tek ayak üstünde yürürken, yere düşüp boynunu kırmak. Evet evet, aynen bu his. Duvarın bir tarafı deliliğe giden yol, diğer tarafını merak etmiyorum bile. Hem banane ki zaten düşüp kırmışken boynu bir kere.
Hareketsiz yatıp da üzerine binen eklembacakların hışırtısını,çıtırtısını duymak. Garip ama hafif bir gıdıklanma hissiyle gülerdim ben sanırım içimden. İçimden gülmem utangaçlığımdan değil ki. Az önce boynumuzu kırdık ya kuzum...
Hareketsiz kalmak eğlenceli bir oyuna dönüşebilir bir süre sonra. Kimse gelmeden biraz daha kendi kendimeliğimi yaşayayım derken insan, hemen uzakta biri beliriverir... Sanssızlık bu ya o beliren beden, aklınca yardım etmek için hemen sırtlanıveririr yerde yatanı. Ne istediğini sormadan ona... belki de birini kurtarma dürtüsü insani bir duygu değil de içgüdüdür sadece?
Aciz birini kurtarmış olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşarken rahatça uyuyabilir tüm gece. Duvarından koparıldığında aslında yaşamdan da kopan o zavallıyı kurtardığını zanneder. Delilik duvarının tepesinden ufkunu göremedikten sonra nasıl devam eder ki soluk alıp vermeye hayal dünyasında insan?
Ne olur sonra?
Ah ulan!! Keşke hiç uyandırmasa kimse şu koltukta iki büklüm sızdığımda boynum kırılacak gibi olsa da- diye düşünür insan. Öylece uyusam minderlerin arasında kaybolup, sabaha kadar açık kalan televizyonun karşısında- der uyandırıldığında.
Hımmm ne koktu öyle güzel güzel, hazır uyanmışken birşeyler yiyeyim bari- der yine insani ihtiyaçlarına geri dönerken... tüm bunları derken en başında birinci tekil şahıs başlayıp, nasıl da kendine yabancılaştığını farkeder sonra, ah ulan der ve yemeğine devam eder...

No comments: